GÜNDEM Gençleri nasıl bir 40 yıl bekliyor?
İsmail Yolcu isimli köşe yazarının Gençleri nasıl bir 40 yıl bekliyor? başlıklı yazısı. Haber 7
Haber7 yazarı Mürsel Gündoğdu'nun yazısı için tıklayınız
Kim olsa ortam yatışır yatışmaz hemen ziyaret ederdi. Büyük bir gövde gösterisi eşliğinde milyonlara hitap eder ve halk devrimine verdiği kesintisiz desteği bütün cihanın gözünün ta içine sokardı.
Ama o öyle yapmadı.
Bilgece davrandı ve işlerin doğal akışında ilerlemesini istedi. Ziyareti ise olağanüstü bir sabırla bekledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye ziyaretinden bahsediyorum. Halk devriminin ilk günlerinde Devrim Lideri Ahmet Şara’nın arabasında Mit Başkanımız İbrahim Kalın’ı görür görmez ilk aklıma gelen şey, Erdoğan’ın Şam ziyareti olmuştu. Burayı en kısa zamanda ziyaret etmeliydi Reis. Böyle bir ziyaret yeri yerinden oynatır, diye düşündüm. Suriye halkına yıllarca kucak açan ve onlar için en büyük çabayı harcayan oydu zira. Eleştirilere göğüs geren, provokasyonlara karşı her an teyakkuzda olan ve belki de siyasi anlamda en ağır bedeli ödeyecek olan da oydu.
Ülkedeki ekonomik darboğaza rağmen Suriyelilere dair her zorluğa katlandı, her karşı çıkışa direndi Erdoğan.
“Suriyelilerin bizim ülkemizde ne işi var?” diyenlere Muhacir- Ensar nitelemesiyle bilgece cevaplar verdi. Türk milletinin mayasında olan kardeşlik hukukuna, insanlık onuruna ve misafirperverlik değerine dair çarpıcı örnekler sunarak toplumumuzun kültür erozyonuna uğramasının önüne geçti. “Türkiye Suriyelileşecek “diyenlere hiç aldırış etmeden sadece gülüp geçti. Bu süreçte bir kısım genç seçmenin desteğini kaybetse bile hiçbir zaman tereddüt göstermedi ve yolundan dönmedi.
Günün sonunda kazanan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk Devlet Aklı oldu.
Bu zafer günübirlik görkemli bir ziyaretle taçlanmalıydı kanaatime göre. Bekledim durdum aylarca. Birkaç kez yazmaya da niyetlendim. Hatta “Şam Reis’i bekliyor” diye başlık atmayı da hayal ettim. Hiçbir ses çıkmayınca iki şeye yordum bunu. Birincisi güvenlik. İkincisi de Suriye devriminin başta ABD olmak üzere bütün dünya nezdinde kabul görüp bu ülkeye yönelik yaptırımların kalkması ve ilişkilerin normalleşmesi adına sessiz ve derinden hareket edilmesi.
Türkiye eski Türkiye değil ama siyasi tarihimizde ülkemizin önündeki büyük engelleri kaldırmaya çalışan devlet adamlarının başına gelenleri tahayyül ettikçe Erdoğan’ın Şam ziyaretinin hiçbir surette güvenli olmayacağı fikri bende daha ağır basmıştı o günlerde.
Türkiye Cumhuriyeti’nin başta kendi Cumhurbaşkanı olmak üzere bütün devlet yetkililerini dünyanın her yerinde elbette korumaya gücü yeter. Burada söz konusu olan ani bir provokasyon, planlı bir tahrik ve menfur girişimle Türkiye’yi bir oldubittiye getirerek bölgede yürümekte olan çatışma alanının içine çekmek gibi durumlardır. Bu da bir eliyle bebekleri ve masumları katlederken diğer eliyle tetikte bekleyen ağzı salyalı ve eli kanlı Siyonist İsrail’in gökte ararken yerde bulacağı bir durum olabilirdi pekâlâ.
Artık kavuşma vakti geldi ve Şam Reis’i beklemeye başladı.
Suriye’deki halk devrimi iki gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya serdi. Bunlardan ilki Suriyelilerin çok eskiden beri bizim canımızdan, kanımızdan bir parça, bir kardeş ve dost oldukları gerçeği. Bu misafir edişte yakinen anladık ki sanki iki halk ta ezelden beri tanışmaktaymış. İkincisi ise şu anda Suriye’de neredeyse Türkçe bilmeyen hiç kimsenin kalmamış olması. Suriye’deki halk devrimi muhalif kesimin tamamına yakınını şaşkına çevirirken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ise haklı çıkardı. Şimdi hangi siyasetçinin eline böyle bir fırsat geçse bunu Şam’ın göbeğinde fevkalade bir gövde gösterisine dönüştürmekte asla tereddüt etmezdi.
Türkiye’nin önceliği Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanması ve yeni yönetimin istikrar kazanması oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye konusunda asla şov peşinde olmadı. Bir an olsun komşusundan elini de çekmedi. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet Şara’nın ABD Başkanı Trump’la görüşüp ülkesine yönelik yaptırımları kaldırmasından tutun da dünya nezdinde yeni Suriye’nin kabul görme sürecine ve ülkenin sil baştan yapılanıp istikrar sağlama hamlelerine kadar her aşamada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güçlü destekleri oldu. Buna rağmen Erdoğan’ın bunu hiçbir zaman dillendirmemesi ABD Başkanı Trump’ı bile çok şaşırtmıştı.
Erdoğan’ın Şam’ı ziyaret edeceği haberi basına düşünce İsrail’in hemoroitleri azmaya başladı.
Türkiye, Suriye’nin bir an önce istikrara kavuşması için elinden geleni yaparken istikrarsızlıktan beslenen soykırımcı Siyonist İsrail yöneticileri bölgenin istikrara kavuşmaması adına elinden geleni ardına koymuyorlar. Nitekim geçen gün İsrail Suriye’de kullanım dışı olup faaliyete alınması düşünülen hava üssü Ebu Zuhur’u Türk askeri heyetinin ziyaret etmesinin ardından bombalayarak aklı sıra hem Suriye’ye hem de Türkiye’ye mesaj vermek istedi. Çevresinde istikrar adına atılan her adımdan ürken bu korkaklar sürüsü, sadece Suriye’nin bizim desteğimizle askeri kapasitesinin teşekkül etmesinden çekinmekle kalmıyor aynı zamanda Türkiye’nin kendi sınırlarına yakın bölgelerde askerî varlık göstermesine de karşı çıkarak bir nevi bölgesel haydutluğa soyunuyor.
İsrail basını Türkiye ile çatışma haberleriyle çalkalanıyor.
Başta görünen ABD olmak üzere bölge ülkeleri İsrail’i Suriye’nin egemenliğini ihlal etmesi sebebiyle şiddetle kınadılar. Türkiye de gereken cevapları en net şekilde verdi. Gelinen noktada eller tetikte. Diktatörlerin maşalığını yapan Esad’ı ve zulümlerini devirip yepyeni bir sayfa açan Suriye halkı Hırsız İsrail’in bu egemenlik ihlallerine ne kadar sessiz kalır? Türkiye buna rıza gösterir mi? Yaşayıp göreceğiz. Neylersin ki İsrail tehdidi sınırlarımıza kadar gelip dayandı.
Bana öyle geliyor ki Reis’in gelmekte olan Şam ziyareti İsrail’in korkak yöneticilerinin nutkunu bir daha çözülmemek üzere bağlar…
Kalın sağlıcakla efendim.