GÜNDEM Sokaktaki adam ve fon
Gaffar Yakınca isimli köşe yazarının Sokaktaki adam ve fon başlıklı yazısı. Haber 7
Tekrar etmekte fayda var, en büyük hata fon krizini sadece finansal tarafı ile ele almak olur.
Çünkü, sokaktaki adam açısından bu işin dört boyutu var:
Doğrusu mali kısım bu işin en basit yanı. Hatırlarsanız, “çok kolay çözülür” demiştik. Nitekim öyle oluyor; yol haritası çizildi, kurumlar hazırlıklarını yaparken Ak Parti bir yasa tasarısı hazırladı bile. 500 bine yakın yatırımcının mağduriyeti giderilecek.
Çünkü devlet vurgun yapanlardan parayı tahsil ediyor, varlıklarına el koyuyor. Söz konusu varlıklar da zararı karşılamaya yetiyor.
Bu devasa tezgah tesadüfen kurulmuş olamaz.
Kimse kimseyi arkada ittirerek bu ballı işlere “zorla” bulaştırmış olamaz.
Bu kadar yüklü alım satım işlemleri salt rüyada görerek, şans eseri veya “organize olmadan” yapılmış olamaz.
Büyük ihtimalle birden çok kişinin uzun zamana yayılan organize hareketinden söz ediyoruz. Başta bu amacı taşıyor muydu bilmiyoruz, ama son noktada ortaya çıkan vurgun, örgütlü bir suçun eseri olabilir.
Adalet Bakanı Gürlek’in sözlerine dikkat etmek lazım: Zararın iki katının karşılanması etkin pişmanlık sebebidir ancak bu, kişiyle ilgili hukuki işlem yapılmayacağı anlamına gelmez.
Sokaktaki insan da tam olarak bunu bekliyor. “Parayı verdi kurtuldu” denilsin istemiyor.
Sokaktaki adamın kafasındaki soruların bir bölümü de işin ahlaki boyutu ile ilgili..
Biz helal kazanç için kılı kırk yararken, bu insanlar nasıl bu kadar fütursuz olabilmişler?
Bir yandan geçim derdindeki insanlara ahlak dersi verip öbür yandan böylesi gayrimeşru kazançlar peşinde koşmak ne kadar ahlaki?
Üstelik kafalarını kurcalayan sadece bir adalet veya haksızlık meselesi de değil. İnsanlar, gençlerin bu kötü örneklerden etkilendiğini söylüyorlar. Bundan dolayı, bu işe bulaşanları sadece vurgunculukla değil “memlekete ihanet etmekle” suçluyorlar.
Selçuk Bayraktar’ın sözlerine kulak verelim :
"Türkiye'nin gündemini kasıp kavuran şey ne? Hiç emek vermeden bir şeylerin peşinde koşan insanlar var. Diğer yanda, Aksaray'da Tuz Gölü'nün ortasında, tozun toprağın içinde 3 saniyelik roket atışı için bir yıl boyunca haftada 80 saat çalışan gençler var
Peki bunların hangisi evlâ? Hangisi dünyayı yeniden inşa edecek? Ülkemizi hangisi yeniden inşa edecek ve hangisi umut olacak?
İşte bu kuşak bunu yapacak. Emek en kutlu şeydir”
İşte sokaktaki adam da aynen böyle düşünüyor. Çocuğunun ucuz yollara tevessül etmemesini, Bayraktar’ın çizdiği istikamette yürümesini arzu ediyor. Bunun için vurguncuların sadece ceza almasını değil aynı zamanda ahlaken de mahkum edilmelerini istiyor. “Beni arkadan ittiler” türünde komik mazeretleri, aile trajedisi süsü verilmiş ciddiyetsiz masalları duymak istemiyor.
Ve krizin mali, cezai, ahlaki boyutları sonunda gelip siyasi şemsiye altında buluşuyor….
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “kim olursa olsun gözünün yaşına bakmayacağız” dedi.
MHP lideri Bahçeli, ona tam destek verdi.
Sokaktaki adam, siyasi iradeye güveniyor ama endişesini de gizlemiyor.
Endişenin temelinde hepimizin iyi bildiği iki olgu var: Biri ahbap çavuş ilişkileri, diğeri bürokrasinin karanlık koridorları.
Vatandaş, “Utanma duygusu kalmamış insanlar, siyasi bedel ödememek için her yola saparlar, her türlü çirkefliğe kalkışabilirler. Ama yine de geri adım atılmamalı” diye düşünüyor.
Ve belki tek tek saymıyor ama, esasen bu dört boyutun birden ele alınmasını, sürecin tam bir arınmaya dönüşmesini bekliyor.