Vatanın Bağrında


Gaffar Yakınca isimli köşe yazarının Vatanın Bağrında başlıklı yazısı. Haber 7

Tarih: 23-08-2026 11:06

Vatanın Bağrında

Bekir Hoca ile bir yandan çaylarımızı içiyor, öte yandan küçük limandaki balıkçıların sakin bekleyişini izliyoruz.

Balık sezonunun açılmasına on günden az bir zaman kaldı. Ağların tamiri bitmiş, muntazam yığınlar halinde teknelerin hizasında duruyorlar. Tekneler, aylar süren dinlenmeden adeta sıkılmış gibiler.

Beyaz şapkalı bir adam, iki tekne arasında oturmuş oltasını limanın kapalı sularına atıyor. Körfezi boydan boya kaplayan akşam güneşi oltanın ucundaki metal ağırlıkta parlayıp kayboluyor.

Hoca, balıkçıların ağları, kutuları, sandıkları ve palamarları ile sessiz sakin bekleyişine “heyecandan bütün evi buraya taşımışlar” diye takılıyor.

Sonra bana dönüp “ne var memleket gündeminde?” diye soruyor.

“İki konu var hocam” diye yanıtlıyorum, “Biri İmamoğlu davası. Ekrem İmamoğlu mahkemede müştekiler ile yüzleşiyor. Diğeri İsrail - Türkiye gerilimi…”

Hoca, İmamoğlu davası ile neredeyse hiç ilgilenmiyor. Başından beri böyle idi. Belli ki günlük ve basit bir mevzu olarak görüyor.

Ancak Türkiye - İsrail konusunda fikirlerimi dinliyor. Mekke Anlaşması konusunda “İki yıldır söylediklerim neredeyse tamamen doğru çıktı” diyorum, hiç uzatmadan “buna gerçekten memnun oldum, tebrik ederim” diyor.

Teşekkür edip susuyorum. Aslında bu “Siz ne düşünüyorsunuz” anlamında bir susuş….

Kahve ile liman arasındaki yoldan akşam üstü gezintisine çıkmış aileler, el ele tutuşmuş çiftler, rızkının peşinde dolanıp duran kediler geçiyor. Güneş, Bekir Hoca’nın keskin hatlı yüzünde bakır çalığı yumuşak dalgalar bırakıyor…

Ve Hoca’nın dudaklarından daha önce duymadığım bir beyit dökülüyor:

“İsrail’in yalnızlaşacağını düşünerek aldanmayın” diyor hoca. “Amerika İsrail’den vazgeçmez, Size şimdi söz verenlerin de yarın bir çatışma anında ne yapacakları belli olmaz. Ama bizim için şeref kazançtan önemlidir. Sadece şerefiniz için bile olsa durduğunuz pozisyon doğrudur.”

Hoca’yı biraz tahrik etmek için “iyi de Türkiye kınamadan başka bir şey yapmıyor diyenler var” diye soruyorum…

Hoca’nın cevabı gülümsetiyor : “Gereksiz el kol hareketi ile ancak düşmanı çoğaltırsın”

Ne dediğini gayet iyi anlıyorum. Bekir Hoca, alim adam, herkes önce bunu söylüyor. Ama 70’li yılların Türkiye’sinde çok zorlu pozisyonlarda bulunmaktan da hiç çekinmemiş. Hem Türk milletini iyi tanıyor hem de şiddetin psikolojik bağlamını iyi biliyor.

Güneş battı sayılır, Kaz Dağlarının tertemiz rüzgarını hissedebiliyoruz artık.

Şimdi de Netanyahu’nun Türkiye’yi tehdit eden sözlerini okuyorum Hoca’ya.

Durup mendireğin arkasına doğru, uzaklara bakıyor.

Sonra, Hekimhan’ın Çırzı köyünü kast ederek “bizim köyde bir söz vardı, düş uykudan sonra gelir” diyor.

“Yani” diyor, “düş sadece uyuyanlara mahsustur.”

Uyumadan düş görenler veya gerçeği düş ile karıştıranlar ise hüsrana mahkumdur.

Hoca ile sohbet, -hep olduğu gibi- içimi rahatlatıyor, memlekete güvenimi tazeliyor, “sonunda biz yeneceğiz, mazlumlar yenecek” diye umutlanmamı sağlıyor.

Artık eve dönme zamanı geldi. Sahil boyunca küçük adımlarla ona eşlik ederken henüz üç yaşında bir çocukken kiraz bahçelerinde omzuna bindiğim zamanları düşünüyorum…Babamın omuzlarında kollarımı olabildiğince açar ve kötülük yapan her varlığı yenebileceğimi düşünürdüm.

Onca yıl özlemi ile tutuştuğum “vatan” böyle bir şeymiş demek ki…

Çünkü şimdi zalimi yenebileceğimizi biliyorum..




Bu haber 34232 defa okunmuştur.


Etiketler :


Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.


FACEBOOK YORUM Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR

ÇOK OKUNAN HABERLER

HAVA DURUMU

Hava durumu yükleniyor...

ANKET | TÜM ANKETLER

SİTEMİZİ NASIL BULDUNUZ

NAMAZ VAKİTLERİ

nöbetçi eczaneler