ABD’nin Grand stratejisi ve Türkiye


Prof. Dr. Hüseyin Şeyhanlıoğlu isimli köşe yazarının ABD’nin Grand stratejisi ve Türkiye başlıklı yazısı. Haber 7

Güncelleme: 05-10-2026 12:06:00 Tarih: 05-10-2026 11:06

ABD’nin Grand stratejisi ve Türkiye

Kanaatime göre ilki emlak krallığından ve TV programlarından ABD Başkanlığına geçişte acemice olsa da, çekilmek istediği Afganistan ve Irak’a rağmen, hiçbir Başkan’ın bulaşmak istemediği İran’a saldıran Trump’ın ikinci dönemi, Orta Doğu’daki en büyük felaketlerin ve ABD son Büyük Stratejisi’nin başlangıcı olarak görülmektedir.

Bugün ABD, Irak’ta Dünya’nın en büyükelçilik (Bağdat) ve konsolosluk binasına (Erbil) sahip olsa da 23 yıldan sonra, sayıları 170 000’dan 5000’e inen ve dokuz üste bulunan son askerlerini (30.09.2026) askeri teçhizatlarıyla birlikte, Irak’tan çekerek Ürdün ve diğer üslere naklediyor. Bir açıdan bakıldığında sanki İngiltere, yarım asırdan sonra Orta Doğu’dan çekilmektedir. Ancak ABD, menzili artan akıllı uçak ve füzeler sayesinde uzaktan da olsa vurabilmekte, Irak’ı doğrudan işgalden çok, Türkiye üzerinden akan petrol parasını ABD Bankasına aktararak (yıllık 100 milyar doların ancak %20’sini her ay uçaklarla elden gönderiyor, kalan paraya da süresiz savaş tazminatı olarak el koyuyor ) ve uzaktan kontrol ederek İran’la arasında tampon olarak tutmaya devam ediyor.

 Bugünü Ulusal Egemenlik günü olarak kutlayan, Irak için her ne olursa olsun yine de tarihi bir gündür.

Irak bugün kuzeyde Erbil, Dohuk ve Süleymaniye eksenli Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Bağdat-Basra merkezli Şiiler, El Anbar-Felluce merkezli Sünniler ve Şenagl-Kandil eksenli PKK/DAİŞ’in kümelendiği boş merkez durumundadır. Siyasi sistemi de bundan kötü olarak Cumhurbaşkanı KYB (Kürd Solu), Başbakanı Şii ve Meclis Başkanı bir Sünni’den seçilse de aylarca kurulamayan hükümetler nedeniyle, yönetemeyen bir siyasi yapıya sahiptir. Bir de ABD Bağdat Büyükelçisi Bred McGurk’un, cetvellerle çizilen Orta Doğu haritasından daha tehlikeli olan, Irak anayasasının 140. Maddesindeki Kerkük başta olmak üzere IKBY ile tartışmalı bölgeler bulunmaktadır. ABD’nin çekilmesinden sonra burada yapılacak referandumdan sonra, Türkiye’nin bile dâhil olması mümkün olan bir çatışmanın çıkması kuvvetle muhtemeldir.

ABD’nin İkinci Irak savaşında, ilki 1991, 1 Mart tezkeresinin Türkiye tarafından az bir farklı reddedilmesi nedeniyle, rakipsiz hava gücüne rağmen, en az 160 000 askeri kullandığı Irak’ı işgal sürecinde, bu sayı 2011’de birkaç bin düşse de, 2014 yılında DAİŞ’in özellikle Musul ve Sincar/Şengal’i işgalinde tekrar on binleri aşacak kadar geri dönmüştür.

Hatırlatmak gerekir ki; 10 Eylül’de 10 milyar dolarlık silahlı garnizonları Hussilere bırakan Suudi Arabistan gibi, terlikli Taliban’a Afganistan’da milyarlarca dolarlık silahları ABD bırakırken, esasen bunun ilk versiyonu olarak ABD’nin, Musul’da da 60 000 kişiyi donatacak kadar cephaneyi, 200 kişilik, iki kişilik motosikletli DAİŞ’e kasıtlı olarak bırakmıştı ki; DAİŞ bu silahlarla yıllarca Musul ve Rakka gibi kadim şehirleri yıkmıştı.

 Esasen bugün İran korkusu ve bir trilyon doları aşan anlamsız masrafıyla ABD kara gücünü Irak’tan çekmişse de gerek uçak gemileri gerekse Ürdün-Türkiye-Suudi Arabistan’daki yakın hava üsleri nedeniyle, ABD her an Irak’ı vurabilecek konumdadır.

 ABD’nin Sofa Mutabakatı kapsamında Irak’tan 15 yıl gecikmeli de olsa çekilmesiyle özellikle Hava Savunma Sistemleri (HSS) konusunda İran saldırılarına maruz kalan IKBY ve onun manevi liderleri olan Talabani ve Barzaniler de ilk kez 200 000 kişiye ulaşabilen Peşmergelerini tek çatı altında toplamıştır (KDSP, KDP ve KYP). Bu süreçte 140. Madde referandumlarına hazırlık yaptığı görülmektedir. Dün itibariyle de DAİŞ’in Altınköprü ve Kerkük’te iki saldırı düzenlediği haberleri gelmiştir.

Bu arada Türkiye de Musul yakınlarındaki Başika ve Zelika kamplarından çekilirken, Türkiye ile birlikte,  PKK’nın da Şengal’den çekilmesi için Irak’ın genç Başbakanı, üstün bir gayret serf etmektedir. Başkan Trump ve Başkan Erdoğan bu konudan Başbakan Zeydi’yi desteklemektedir.

2014 yılında saha çalışması yaptğım Şengal Ezidileri. (Ayrıntılı bilgi için bakınız. https://www.star.com.tr/guncel/insan-kurtardigina-tecavuz-eder-mi-haber-1177035/)

İran’ın Irak’taki Devrim Muhafızları benzeri paralel askeri yapısı olan ve Irak Meclisinden maaş alan 72 örgütlü Heşti Şeabi (Halk Gücü)’ye bağlı PKK’nın Şengal kolu YPŞ ve dağdaki dört kampın da tasfiyesi şu anda konuşulmaktadır.

PKK’nın 2014 yılında işğal ettiği Şengal’den çıkması, örgütü Suriye kolu olan PYD ile bağının zayıflaması anlamına gelmektedir ki; Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge açısından anlamlı görülmektedir.  Ancak bunun kolay olmayacağı görülmektedir.

Trump ve Tom Barrack’ın üstün methiyelerine mazhar olan ve ABD ile henüz ne sebeple olduğu tam olarak anlaşılamasa da safları sıkılaştıran Türkiye; ABD ambargo kararlarına uygun olarak, İran Mahan havayolu ve Mellat Bank’ın faaliyetlerini durdurmuştur.

Netanyahu’dan hemen sonra BAE’ye giden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve İsrail’le, Washington ve Ankara koridorlarında koşuşturan Türkiye’nin bunları;  CATSA’nın kaldırılması, F-35 ve KAAN motorlar için olduğu düşünülse de, Yunanistan’ın susuz adalarını da İsrail’le le beraber silahlandıracak kadar destekleyen ABD’nin, 4 Aralık 2025’te ilan ettiği ve 35 yıl sonra değişen Ulusal Güvenlik Konsepti (NSC) ve Doğu Akdeniz, Hürmüz ve Bab’ül Mendep eksenli Grand Strateji’sini uygularken, Türkiye’nin bu bıçak sırtı siyasetiyle başarılı olmasını diliyorum.

Son 10 yılda Pratik, Pragmatik ve Proaktif (3P) bir dış politika uygulayan Türkiye'nin kadim komşusu İran’a saldırı yapılırken, ayıyla yürümenin ne kadar zor olduğu daha hatırlanmalıdır.

Son bir ayda İran’ın Belucistan eyaletinde İran güvenlik güçleri ve Beluçlar arasında çatışmalar devam ederken, bu arada 100 milyonluk Etiyopya da Sudan gibi parçalanma aşamasına geçmiş, Yemen’in tüm vuruşlarına rağmen, kanadı ve ayağı olmayan ve şu anda, “Para’nın Para etmediği”,  bir zamanı yaşayan Suudiler, ABD’ye iki kez yalvarmasına rağmen ABD’nin askeri destek vermediği ve bu nedenle Mısır’a giden Suudi Prens Muhammed Bin Salman’ın ne kadar durumda olduğu, hayali The Line şehrinin inşaat malzemelerini de silah edinmek için işportada satışa çıkarmasından anlaşılmaktadır. Taşeron danışman firmalara bile kuma kepçe dahi vurulmadan sadece slaytlar üzerinden milyarlarca dolar veren Suudiler, ABD’den, İsrail’le savaşamayan-seyreltilmiş 40 adet F-35 uçağı daha satın almıştır. Ki, Selman Mekke Paktı’na rağmen bu süreçte Türkiye ve Pakistan’dan da doğrudan askeri alamamıştır.

BM’nin açılışında Çin lideri ve eşi karşısında hafifmeşrep görülen, Trump ve eşinin tüm eğlenceli tavırlarına rağmen, asalet ve ciddiyetinden taviz vermeyen Çin lideri Şi ve eşinden, Tayvan karşılığında, ABD’nin İran konusunda (Nükleer silah edinmemek ve Hürmüz’ün açık olması gibi) bazı tavizler kopardığı da görülmektedir.

Şu noktayı da Çin’e hatırlatmakta yarar vardır: Hürmüz ve Kızıldeniz’i kontrol eden ABD, Mısır’ın can damarı olan Suveyş Kanalı’nı bypass edecek İsrail’in Akabe-Akdeniz Ben Gurion kanalını aktif edeceği ve BRI de saf dışı edeceği IMEC’i uygulayacağı görülmektedir. Bu durumda petrolünün %85’inin Basra Körfezinden elde eden ve Kuşak Yol Projesi(BRI)’nin ana güzergâhını kaybeden bir Çin kadar, Türkiye’nin de Irak Kalkınma Yolu Projesi, ABD’nin kontrolüne girebileceğini söylemek mümkündür.

Şimdilik çok önemli görülmese de, küresel anlamda Boş Merkez olan İslam Dünyası için çok büyük ve acil ihtiyaç olan Mekke Paktı’nın kasası ve ana kumandası henüz boş olup, bunun kurumsallaşması yıllar alacak gibi görülüyor. Örneğin, İslam Ülkeleri Adalet Divanı kurulmadığı müddetçe, siz birkaç bin askeri birleştirmekle bir yere varamazsınız. Bu Pakt’ın başarılı olmasının ilk adımı, İslam ülkeleri arasındaki sorunların adalete dayalı kalemle ve dış sorunların da ortak bir kılıçla çözülmesi gerektiğini tarih bize göstermektedir.

Bu arada Şam, ana doğalgaz boru hattına sabotaj düzenlenmiş ve elektrik üretimi ciddi olarak durmuştur. Parçalanma riski gösteren Etiyopya da 22 yıl önce Tel Aviv’de ilan edilen Bölünmüş Ortadoğu Projesine (BOP) uygulanmaktadır. Benzeri risk Somali için de görülmektedir.

BM’nin 81. açılış yıl dönümü dolayısıyla, Mahmud Abbas gelemese de ABD’nin öldürme riskine rağmen İran Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanının, New York’taki temaslara geldiği ve ABD ile görüşmeler yapmasına rağmen, Trump memnun olmamış ve İran’ı yok etmek veya affetmek çizgisinde olduğunu ifade etmiştir.

İnsanlara ellerindeki telefonu verdiğini söyleyen Netanyahu, BM’de Hizbullah’ı pert eden cihazlarla, ancak birkaç ülkeye konuşabilmiştir.

Kısaca görüldüğü gibi Irak ve Suriye’den çekilse de Doğu Akdeniz’de kuşatılmaya çalışılan Türkiye için ABD Grand Strateji’si İran’a karşı başarılı olsa, Türkiye ve Çin’in Doğu ve Güney hattı da çökmektedir. Yumuşak Güç değerlerini Gazze’de kaybeden ABD’nin Venezüella ve Grönland’ı bünyesine katan ABD liderliğindeki Batı Dünyası bir asır daha küresel hâkimiyeti garantileyebilir.




Bu haber 34214 defa okunmuştur.


Etiketler :


Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.


FACEBOOK YORUM Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER GÜNDEM Haberleri

YAZARLAR

ÇOK OKUNAN HABERLER

HAVA DURUMU

Hava durumu yükleniyor...

ANKET | TÜM ANKETLER

SİTEMİZİ NASIL BULDUNUZ

NAMAZ VAKİTLERİ

nöbetçi eczaneler