Bugün Akrep burcunun 11 derecesinde, Türkiye saati ile 20:23’te bir dolunay deneyimliyoruz. Bu dolunay, Türkiye’nin 5-11 (Aslan/Kova) aksında gerçekleşiyor.
Akrep burcu; derinlik, tutku, dönüşüm, gizem ve güç temalarını temsil eden sabit bir su grubu burçtur. Klasik astrolojideki yönetici gezegeni Mars, modern astrolojideki yöneticisi ise Plüton’dur. Akrep; tabular, cinsellik, istismar, ölüm, miras, ortaklaşa kaynaklar ve şifa ile ilişkilidir. Akrep burcunun en belirgin özelliği, küllerinden yeniden doğma yeteneğidir (Simurg, Anka, Feniks). Bu yüzden Akrep, hem yıkıcı hem de dönüştürücüdür.
Plüton, Yunan mitolojisinde yeraltı ve ölüm tanrısı, Kronos’un oğullarından biri olan Hades ile; Mars ise Zeus’un oğlu savaş tanrısı Ares ile ilişkilendirilmiştir.
Mitolojik hikayeler ve efsaneler, kolektif bilinç hafızasında yer almış, olağanüstü gerçeklikleri barındıran masalsı anlatımlar olarak karşımıza çıkar. Mitolojik anlatımların "olağanüstü gerçekliği", onların tarihsel bir olay olmalarından değil, "psikolojik birer gerçeklik" olmalarından kaynaklanır. Carl Jung’un belirttiği gibi arketipler, biz onları bilsek de bilmesek de içimizde yaşamaya devam ederler.
Zodyak’taki 12 burç, insanlığın 12 yüzünü temsil eder. Her burç, kolektif bilinçteki bir arketiptir. Akrep daima en derine iner ve o en derindekini ortaya çıkartır. Bu yüzden dedektifler genellikle Akrep burcu ve 8. ev yerleşimi olan insanlardan çıkar. Astrolojide dolunaylar; Ay'ın Güneş'ten aldığı ışığı tamamen yansıttığı, duygusal yoğunluğun, farkındalığın ve tamamlanma enerjisinin zirveye ulaştığı dönemlerdir.
Kadim öğretilerde doğum ve ölüm aynı tutulmuştur. "Aaa, olmaz öyle şey!" dediğinizi duyar gibiyim. Haydi gelin; ilahi sistem semboller, hayvanlar, masallar ve göksel hareketler aracılığıyla bize küllerinden yeniden nasıl doğulacağını hangi sembollerle öğretiyor, beraber bakalım, görelim ve tefekkür edelim.
Kül, bildiğiniz gibi yanan bir maddeden geriye kalan artıklardır ve enerjisel düzlemde maddenin form değiştirmiş halidir. Kül, hem fiziksel hem de sembolik anlamda muazzam bir eşiktir; bir bitiş değil, aslında bir "saflaşma ve özleşme" makamıdır. Maddenin ateşe (enerjiye) maruz kalıp yanması, içindeki tüm geçici ve kaba unsurlardan arınarak geride değişmez, artık yanamayacak olan en küçük yapı taşını bırakmasıdır.
Fizik kuralları, enerjinin kaybolmadığını, sadece form değiştirdiğini bildirir. Maddenin küle dönmesi sırasında açığa çıkan "ısı ve ışık", maddenin ruhudur. Geriye kalan kül ise o ruhun eski formundan bir hatıradır; ama aynı zamanda toprağa, suya, havaya ve gıdalara karışıp yeni bir yaşamı filizlendirecek olan en temel mineraldir.
Kolektif hafızadaki Simurg (Anka, Feniks) sembolizmi, Zodyak’taki Akrep burcu arketiplerinde gördüğümüz "form değiştirme" eylemidir. Akrep önce akrep olarak sürünür, sonra yanıp kül olur ve o küllerden bir Anka kuşu olarak yükselir. Burada kül, dönüşümün rahmidir.
Külün bu çok yönlü kullanımı; onun sadece bir "atık" değil, doğanın en saf ve işlevsel geri dönüşüm mucizelerinden biri olduğunu kanıtlıyor. Maddenin en uç noktasına kadar yanması, onu hem ruhsal hem de pratik dünyada bir arındırıcıya dönüştürüyor. Külün hem bir bedeni sonsuzluğa uğurlarken kullanılması hem de bir bahçeyi yeşertmek için toprağa serpilmesi, doğum-ölüm-yeniden doğum döngüsünün en somut özetidir.
Kül, maddenin egosu olan "biçimini" kaybetmiş ama "özünü" ve "faydasını" korumuş halidir. Belki de bu yüzden kadim öğretilerde bilgeliğin sembollerinden biri olmuştur; çünkü bilgi de tecrübe ateşinde yanıp kül olduğunda, geriye sadece saf ve işlevsel olan hikmet kalır.
Yıllar önce bir fantastik dizide izlediğim sahne hâlâ aklımdadır: Olağanüstü yetenekli bir kıza son formunu vermek için özel bir kan enjekte edildiğinde, kız tüpün içinde acıyla çırpınmaya başlar. Yaşlı kimyager ona bakarak şöyle der: "Biliyorum çok acı çekiyorsun, yalnız şunu bil: İlk doğumlar çok sancılı olur."
Ölüm, genellikle bir "bitiş çizgisi" olarak algılanır. Oysa doğada hiçbir şey yok olmaz, sadece nitelik değiştirir. Anne karnındaki bir bebek için doğum, bildiği tek dünyanın (rahmin) sonu, yani bir nevi "ölüm"dür. Ama o kriz olmasa, yaşamın genişlemesi mümkün değildir.
Ruhlar alemindeki ruh (öz), bu dünyaya bedenlenmeden önce görevli melekler eşliğinde kozmik evrenlerden geçerek ana rahmindeki bedene üflenir (yaklaşık 40-42. günlerde olduğu rivayet edilir). Yani ruhlarımız bu dünyaya gelirken birçok frekans aralığından geçer; öbür dünyadaki hayatı son bulurken bu dünyaya "bedenlenmiş" olur.
Tasavvuf inancında beden "ceset" olarak tabir edilir. "Maya" ise ruhun o kozmik alemlerden getirdiği ilahi bilgidir. Beden (suret) sadece geçici bir formken, asıl işi yapan ve formu ayakta tutan o mayadır. Ceset bozulur, çürür ve küle döner ama maya bozulmaz; o sadece kap değiştirir. Bilgeler ölümü bir "Şeb-i Arus" (düğün gecesi), bir yeniden doğuş veya uyanış olarak görmüştür.
Astrolojide ruh Ay ile temsil edilir. Ay’ın yönettiği Yengeç burcu ise "İnsan Kapısı"dır. Ruhun kozmik vatanından ayrılıp bir bedene hapsolması, Yengeç’in koruyucu ama kısıtlayıcı kabuğuyla (beden/ceset) örtüşür. "Ruhum daralıyor" dediğimiz anlarda, aslında o sınırsız özün (maya), sınırlı bir kabuğun içinde yaşamayı öğrenme sancısını hissederiz.
Hazır mısınız Akrep dolunayının ışığı altında küllerinizden yeniden doğmaya?
Türkiye’nin 5. evinde gerçekleşen bu dolunayda, 10. ev Koç burcundaki gezegen yığılmasının yüksek enerjisi ile:
Savaşçı Mars’ı harekete geçirin.
Bırakın Satürn size sınırlarınızı öğretsin.
Neptün sizi hayal aleminden çıkarıp o sınırları eritsin ve sizi Kaf Dağı'na uçursun.
ev Kovadaki Plüton, sizi aşağı çeken duygu ve inançlarınızı yıksın, sizi en iyi formunuza dönüştürsün.
ev Boğa’daki Güneş, formunuza yeniden hayat versin.
Bu dolunay kendi kendinizi yeniden doğurmanıza vesile olsun.
"Peki, siz bu dolunayda hangi eski formunuzu küle dönüştürmeye hazırsınız?"
Umut her zaman vardır; ufuklarda görebilene...
Sitare ?